- Sınai Mülkiyete Konu Patent Hakları
1.1. Genel Olarak
Sınai hak çeşitleri, hak sahiplerine sundukları koruma ve nitelikleri itibariyle değişkenlik göstermektedir. Bununla birlikte hukuki açıdan yeni tanımlanan sınai hak çeşitleri de bulunmaktadır. İhtira Beratı Yasası zamanında, sınai haklarla ilgili kavramların büyük kısmı bilinmemekte ve bunlarla ilgili genel düzenlemelere başvurulmaktaydı. Bu nedenle kavramların kendi içlerinde farklılık göstermesi, yakın zamana dek büyük önem arz etmemektedir. Fakat günümüzde pozitif hukuk düzenlemeleri içerisinde yer alan bu kavramlar, çeşitli hükümler altında düzenlenmiştir. Bu sebeple bir sınai hak çeşidi olarak patent kavramının ayrıca incelenmesi ve diğer sınai hak çeşitlerinden farklarının belirtilmesi yerinde olacaktır.
1.2. Patent Kavramı
Patent kavramının tanımından söz edilebilmesi için ilk olarak buluş kavramının incelenmesi gereklidir. Çünkü patent, belirli niteliklere sahip olan buluşlara sunulan bir belge olduğundan, patent kavramının tanımının yapılması buluş kavramının tanımının yapılması ile mümkündür.
1.2.1. Buluş
Patent yasaları ve milletlerarası anlaşmalar patent hukukunun temel yapı taşlarından olan buluş kavramını tanımlamamış olup, yalnızca patent verilebilir buluşlar ile ilgili düzenlemelere yer vermektedir. Mesela “Münih Antlaşması” şeklinde de isimlendirilen “Avrupa Patenti Antlaşması” nın 2. kısmının ilk bölümünde, m.52 ile m.57 arasında “patente bağlanabilirlik” meselesi ile ilgili hükümlere yer verilmekle birlikte, buluş kavramı ile ilgili bir tanım yapılmamıştır. Yine Strasbourg Antlaşması da “endüstride uygulanabilir buluş” ve “patent verilebilir buluşlar” ile ilgili düzenlemeler içermekte olup, bu kavramların da esasını teşkil eden buluş kavramı ile ilgili bir tanım bulundurmamaktadır.
WIPO Model Kanununda ise buluş, “teknoloji ihtira (patent) alanında belirli bir sorunun çözümüne imkan veren bir mucidin fikri” şeklinde tanımlanmıştır.
Türkiye’deki pozitif hukuk düzenlemeleri bakımından da benzer bir durum söz konusudur. 1879 yılında çıkarılan İhtira Beratı Yasasının üçüncü maddesinde buluş kavramının tanımı, patent verilebilirlik koşulları doğrultusunda yapılmıştır. Daha sonra 1995 yılında Gümrük Birliği sürecinde, 551 sayılı “(mülga) Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (PatKHK)” çıkarılmıştır. Bahsi geçen bu kararname, Paris Sözleşmesi ve Patent İşbirliği Antlaşması kapsamında hazırlanmıştır. Patent hakları uzunca yıllar bu KHK ile korunduktan sonra, 10 Ocak 2017’de Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) yürürlüğe girmiştir ve 551 sayılı PatKHK’da olduğu gibi SMK’da da patent ve buluş tanımı doğrudan verilmeyip, patent koruması kapsamına giren konu ve buluşları belirlemek için “patentlenebilirlik şartları” başlığı altında düzenlemeler yapılmıştır. SMK m.82/1 hükmünde, patent verilebilecek buluşlar: “Teknolojinin her alanındaki buluşlara yeni olması, buluş basamağı içermesi ve sanayiye uygulanabilir olması şartıyla patent verilir.” şeklinde tanımlanarak, yukarıda bahsedilmiş olan düzenlemelerde olduğu gibi buluş kavramı ile ilgili bir tanıma yer verilmemiştir.
Buluş kavramı ile ilgili genel bir tanım yapılacak olursa, beşeri zekanın ortaya çıkardığı, teknik, özel bir soruna çözüm getiren (teknik bir prensip oluşturan) yeni bir şey ortaya koyan fikirdir. Buluş, yöntem ya da ürün ile ilgili olabilmektedir.
1.2.2. Patentin Tanımı
Dünya Fikri Haklar Örgütü, patentin tanımını şu şekilde yapmıştır: “Patent, bir devlet dairesince (veya birçok ülke adına hareket eden bölgesel bir ofis), talep üzerine verilen, bir buluşu tanımlayan ve patentli buluşun sadece patent belgesi sahibinin yetkisiyle işlenebilmesine imkan sağlayan (imal, kullanma, satım, ithal) bir yasal durum yaratan dokümandır.”.
Öğretide patent, “bir yandan sahibine bir buluş üzerinde ekonomik yararlanma ve başkalarının yararlanmasını men etme yetkilerini sağlayan mutlak hakkın kendisi, diğer taraftan da bu patent hakkını kanıtlayan belge” şeklinde tanımlanmaktadır. Buluş ise; özel bir probleme teknik bir çözüm getiren yeniliklerdir. Bu yenilikler tamamıyla yeni bir makine, ürün, kimyasal bileşik veya bir yöntem olabileceği gibi, mevcut bir ürün üzerindeki geliştirme de olabilir.
Patentler buluş sahibine, buluşunu açıklaması karşılığında 20 yıl süre ile tekel hakkı tanır. Bu hak ile patent sahibi, patentten ekonomik olarak yararlanır, lisans verebilir veya bizzat kullanıp üretim yapabilir ve ayrıca patent hakkını ihlal edenlere yönelik olarak da; patente tecavüzleri durdurmaya, kaldırmaya, sonuçlarını bertaraf etmeye ve verilen zararın tazminine dair inhisari bir yetki kazanır. Patentin sağladığı bu münhasır haklardan elde edilen kâr, şirketleri buluş yapmaya, araştırma ve inovasyonda yatırım riski almaya özendirir. Zira patent sahibi, dilediği gibi patent lisans bedeline karar verebilmektedir. Patent sahibi malın üretimi, geliştirilmesi ve satımı konusunda tekeldir.
Patent sahibinin buluşu hakkında açıkladığı bilgiler Türk Patent ve Marka Kurumu (eski adıyla Türk Patent Enstitüsü)’nda yayınlanır. Ticari sırlardan (örneğin Coco Cola’nın tarifi) farklı olarak; patent sahibi buluşuna dair teknik bilgiyi açıklamak zorunda olduğundan ve 20. yılın sonunda teknik bilgi alenileşeceğinden, patentler ömrünün sonuna doğru maddi değer kaybına uğrar ve alıcı bulması güçleşir. Patentler diğer mülkiyet haklarından farklı olarak; ömürleri belli olmasının yanı sıra, ülkesellik (TRIPS m.1) özelliği nedeniyle tüm Dünya’da korunmaya kavuşamayıp yalnızca tescil edildiği ülkede korunurlar. Buna mukabil; günümüzde uluslararası anlaşmalar sayesinde, patentlerin tanıdığı tekel hakkı ulusal düzeyde korunduğu gibi, eğer tescil edilmişse uluslararası düzeyde (EPO, PCT vb.) de korunur (SMK m.83).
1.2.3. Patent Verilebilirlik Şartları
Patent verilebilirlik koşulları, milletlerarası antlaşmalarda ve ülkelerin iç hukuklarında hüküm altına alınmış bir meseledir. Kısaca özetlenecek olursa; patent belgesi isteğe bağlı olarak, teknik alanda buluş basamağına uygun olarak bir yenilik getiren, endüstrinin bütün dallarında kullanılabilen yöntem ya da ürüne ilişkin buluşlara tanınır.
Buluş ile yeni bir ürün ortaya koyulmuşsa, bu durumda ürün patentinden söz edilir ve hukuk düzenince korunan, hangi yöntemle üretildiği dikkate alınmaksızın patentte tarifine yer verilen bu ürün olacaktır. Patent, ürünün kendisi ile ilgili olmayıp, ürünün üretilmesine yönelik bir yönteme tanınmışsa, hukuk düzeni ürünü değil üretim yöntemini koruyacaktır.
Milletlerarası antlaşmalarla ve farklı ilkelerin iç hukuklarındaki düzenlemelerle benimsenmiş olan usul patenti ve ürün patenti arasındaki ayrım, 6769 Sayılı Kanun’da da kabul edilmiştir.
- Yenilik:
Buluşa patent verilebilmesi için gereken “yenilik” unsuru, pek çok ülkenin patent yasasında düzenlenmiş olan müşterek bir nitelik olmakla beraber, bu unsurun tanımı ile ilgili fikir birliğine varılmış değildir.
Örneğin İngiltere’deki patent yasası, yenilik unsurunun tespitinde “mutlak yenilik testi” adı verilen bir sistemi benimsemiştir. Bu sistem uyarınca kişinin patent başvurusu yapabilmesi için, buluşun daha önce dünyanın hiçbir yerinde hiçbir suretle halka açıklanmamış bir bilgiye dayanması gerekmektedir.
Bu nedenle “halka daha önce açıklanmış olma” durumu, yenilik şartının sağlanmasını imkansız kılmaktadır. Bu durum, daha önce halka açılan patent başvurusu bilgilerini, konferansları, kitapları, sergileri ve televizyon programlarını da kapsayan, sözlü ya da yazılı tanımlamalarda vuku bulmuş olabilir.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki patent yasasının, yenilik unsurunu düzenleyen hükmü uyarınca buluş, mevcut tekniğe göre bir farklılık taşıyorsa, yeni olacaktır. Yasa uyarınca bir buluşun yenilik unsuruna sahip olabilmesi için, patent başvurusunda bulunulduğu andan önce Amerika Birleşik Devletlerinde tanıtımı yapılmamış ya da bir başka kişi tarafından uygulanmamış ya da ABD’de bulunan bir yayın organında tanıtımı yapılmamış veya patent başvurusunda bulunulduğu andan bir sene öncesine kadar başka bir ülkede satışı yapılmamış ya da işletilmemiş olmalıdır.
Almanya’daki patent yasasında ve bazı patent yasalarında patent verilebilmesi için buluşun, yenilik unsurunu taşıması gerekliliği açıkça hükme bağlanmıştır.
1963 tarihli Strasbourg Antlaşması m.4 hükmü ve 1973 yılında imzalanan Münih Antlaşması m. 54 hükümlerinde “tekniğin bilinen durumuna ait olmayan buluşların yeni sayıldığı” belirtilmektedir.
WIPO’nun “Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Model Kanunu” nun 114. maddesinde yeni olma koşulu, diğer milletlerarası antlaşmalarla paralel olarak tanımlanmıştır.
6769 Sayılı SMK’nın 83. maddesinde, yenilik unsuru söz edilen uluslararası antlaşmalarla benzer şekilde tanımlanmıştır. Buna göre;
“(1) Tekniğin bilinen durumuna dâhil olmayan buluşun yeni olduğu kabul edilir.
(2) Tekniğin bilinen durumu, başvuru tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde, yazılı veya sözlü tanıtım yoluyla ortaya konulmuş veya kullanım ya da başka herhangi bir biçimde açıklanmış olan toplumca erişilebilir her şeyi kapsar.
(3) Başvuru tarihinde veya bu tarihten sonra yayımlanmış olan ve başvuru tarihinden önceki tarihli ulusal patent ve faydalı model başvurularının ilk içerikleri tekniğin bilinen durumu olarak dikkate alınır. Bu hüküm,
- a) 5/1/1996 tarihli ve 96/7772 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılmamız kararlaştırılan Patent İşbirliği Antlaşması uyarınca yapılan uluslararası patent başvurularından, Patent İşbirliği Antlaşmasının 22 nci ve 39 uncu maddelerine göre yönetmelikte belirtilen şartlara uygun olarak ulusal aşamaya giriş yapan patent ve faydalı model başvurularını,
- b) 7/6/2000 tarihli ve 2000/842 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılmamız kararlaştırılan Avrupa Patentlerinin Verilmesi ile İlgili Avrupa Patent Sözleşmesinin 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasındaki gereklilikleri sağlayan, uluslararası başvuruya dayanan Avrupa patent başvurularını ve Avrupa Patent Sözleşmesinin 79 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre Türkiye’nin belirlendiği ve ilgili belirleme ücretinin ödendiği Avrupa patent başvurularını da kapsar.
(4) Tekniğin bilinen durumu dikkate alındığında, ilgili olduğu teknik alandaki uzmana göre aşikâr olmayan buluşun, buluş basamağı içerdiği kabul edilir.
(5) Üçüncü fıkra uyarınca tekniğin bilinen durumu olarak dikkate alınan başvuruların ve belgelerin içerikleri, buluş basamağının değerlendirilmesinde dikkate alınmaz.
(6) Buluş, tarım dâhil sanayinin herhangi bir dalında üretilebilir veya kullanılabilir nitelikteyse, sanayiye uygulanabilir olduğu kabul edilir.”
Maddenin ilk fıkrasında yenilik unsurunun tanımına yer verilmiş, ikinci fıkrada da tekniğin bilinen durumu kavramının kapsamı belirlenmiştir.
- Buluş Basamağının Gerçekleştirilmesi:
Buluşun, mevcut teknik açısından sağladığı yenilik, yaratıcı bir düşüncenin mahsulü ve bununla birlikte ciddi, kayda değer bir basamak niteliği taşımalıdır. Bir ürünün sıfırdan üretilmesi ile birlikte, halihazırda bilinen unsurlardan yararlanılarak eşi olmayan bir neticeye ulaşılması da yaratıcı bir düşüncenin mahsulü olarak kabul edilir.
İngiltere’deki patent yasasının üçüncü bölümü, patente bağlanabilir buluşun, “buluş basamağı” sağlaması gerekliliğini hükme bağlamıştır. Bu şartın sağlanabilmesi açısından da buluşun hitap ettiği teknik alanda profesyonel bir kişinin bilgisi kapsamında gerçekleşmemesi gerekmektedir. Profesyonel kişi ise, ticari hileleri ve olağan çalışma usullerini bilen şahıs olarak tanımlanabilir.
İngiliz Hukukunda “buluş basamağı” şeklinde isimlendirilen bu nitelik, Alman Hukukunda ise “buluşçu bir faaliyete dayanma” olarak ifade edilmiştir.
Strasbourg Antlaşması m.5 hükmü uyarınca; ”Bir buluş, tekniğin durumundan kolayca çıkarılamıyorsa, buluş faaliyetine dayanır.” Münih Antlaşması m.56 hükmü uyarınca da “Buluş ,uzman için tekniğin şimdiki durumu bakımından akla yakın bir çare olarak sayılmıyorsa, buluş faaliyetine dayandığı kabul edilir.” İnceleme Direktifleri, akla yakın çare ifadesinin açıklamasını şu şekilde yapmıştır: “Normal bir teknolojik ilerlemenin ötesine geçmeyen, sadece veya sonuç olarak tekniğin durumundan çıkan, bir başka hüner veya yeteneğin uygulanmasını gerektirmeyen faaliyettir.” Akla yakın bir çare olarak sayılmama kıstasına dair bazı gösterge ve ilkeler benimsenmektedir. Mesela, uzun müddet çözüme kavuşturulamayan bir soruna buluş ile çözüm sunulması ya da buluşun dayandığı teknik kuralın, profesyonel alanda takdir toplaması, buluşun akla yakın bir çare olarak sayılmaması için kıstas oluşturmaktadır.
WIPO Modek Kanununa göre buluş basamağı; “bir buluşun önceki tekniğe göre olağan bilgiye sahip bir kimse tarafından bilinmemesi hali” şeklinde tanımlanmıştır. Buluşun mevcut teknik açısından bir yenilik ortaya koyma unsurunu gerçekleştirip gerçekleştirmediği ise üç basamaklı bir denetim ile tespit edilebilir:
- Tekniğin mevcut halinin incelenmesi
- Mevcut teknik ile buluş arasındaki ayrımın yapılması
- Mevcut teknik açısından önem arz etmeyecek beceri düzeyinin tespit edilmesi.
Bu basamakların tamamlanmasının ardından, teknik açıdan bir buluş basamağı oluşup oluşmadığı sonucuna varılabilecektir.
İngiltere’deki patent yasasında “buluş basamağı”, Amerika Birleşik Devletlerindeki patent yasasında “önceki tekniğe göre bilinmeyen bir gelişme kaydetme” ve Almanya’daki patent yasasında “buluşçu bir faaliyete dayanma” şeklinde tanımlanan patent verilebilirlik şartı, Türkiye’de ise 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m.83/4 hükmünde, “Yenilik, Buluş Basamağı ve Sanayiye Uygulanabilir Olma” isimli başlık altında düzenlenmiştir. Buna göre;
“Tekniğin bilinen durumu dikkate alındığında, ilgili olduğu teknik alandaki uzmana göre aşikâr olmayan buluşun, buluş basamağı içerdiği kabul edilir.” Yasanın bu maddesi ile beraber incelenmesi gereken m.96/1 hükmüne göre, buluşun patente bağlanabilmesi için, başvuran şahıs başvuru anından sonraki on iki ay içerisinde tekniğin bilinen hali ile alakalı araştırma gerçekleştirilmesini Türkiye Patent Enstitüsü’nden isteyerek bununla ilgili masrafları karşılar. Başvuran kişinin bu yönde bir istekte bulunmaması durumunda, başvuru geri alınmış olarak kabul edilecektir.
- Sanayiye Uygulanabilir Olma :
Buluşun patente sunulan korumadan faydalanabilmesi için, uygulamaya yönelik bir değer taşıması gerekmektedir. Buna bağlı olarak buluş, yalnızca teorik bir nitelik taşımamalı, endüstride de kullanılabilir mahiyette olmalıdır.
Almanya ve İngiltere’deki patent yasalarında açıkça kabul edilen “sanayiye uygulanabilir olma” şartı, Amerika Birleşik Devletlerindeki patent yasasında aranmamaktadır.
1977 yılında kabul edilen İngiliz Patent Yasası uyarınca buluş, sanayinin tarım dahil herhangi bir dalında uygulanabiliyor veya fayda sağlıyorsa, “sanayiye uygulanabilme” niteliğini taşımaktadır. Bu düzenleme ile yasa, 1949 yılındaki muadili ve daha önceki yasalardaki, tarım için kullanılabilen yöntemlerin patente bağlanabilip bağlanamayacağı hususundaki belirsizliği sona erdirmiştir. 1977 tarihli yasaya göre, buluş olduğu öne sürülen bir şey, uygulamaya yönelik olarak kullanılamazsa endüstriye uygulanabilirlik koşulunu sağlayamamış olarak kabul edilir. Bu durum, uygulamaya yönelik kullanılabilen fakat geniş anlamda sanayi ve ticaret alanında yer tutmayan buluşlar açısından da geçerli olacaktır.
Amerika Birleşik Devletlerindeki patent yasasında, açık bir şekilde bu şarttan bahsedilmemekle birlikte, “buluşun yarar sağlaması” şartı düzenlenmiştir. Bu unsur ise, buluşun uygulama açısından bir değer arz etmesi gerekliliği olarak tanımlanabilir.
Endüstriye uygulanabilir olma unsurunun, tarım ile birlikte sanayinin tüm alanlarındaki uygulamaların kapsaması, milletlerarası antlaşmalarda da benimsenmiş bir konudur.
WIPO Model Yasasının 116. bölümünde, endüstriye uygulanma konusu düzenlenmiş ve endüstrinin geniş anlamda değerlendirilerek; balıkçılık, ziraat ve el sanatları gibi faaliyetlerin de bu kapsam altında kabul edileceği belirtilmiştir.
Türkiye’de de 6769 Sayılı Yasanın m.83/6 hükmü, tarım dahil endüstrinin herhangi bir alanında buluşun kullanılabilir ya da üretilebilir özellik taşıması durumunda bu unsurun sağlanacağı açıkça ifade edilmiş olup, çağdaş ülkelerin hukuklarına ve uluslararası antlaşmalara paralel bir düzenleme yapılmıştır.
1.2.4. Patent Verilemeyecek Konu ve Buluşlar:
Farklı ülkelerin iç hukuklarında ve milletlerarası antlaşmalarda, patent verilemeyecek buluş ve konuların hangileri olduğu düzenlenmiştir. Bu hükümlerle, koruma altına alınmasının kamu yararını zedeleyeceği düşünülen konular belirlenmiştir. Bu konular iki sınıfa ayrılarak incelenebilir.
1- Buluş niteliği arz etmediğinden patent verilemeyecek olan konular.
2- Patent verilebilirlik durumunun istisnasını teşkil eden haller.
Bu sınıflandırma Münih Antlaşması m.52 ve m.53 hükümlerinde açıkça düzenlenmektedir. m.52/2 hükmü, buluş olarak kabul edilemeyecek olan konuları dört bent halinde belirtmiştir. Bu hüküm uyarınca, bilimsel teoriler, keşifler, matematik usulleri, beşeri zekaya, ticari eylemlere ve oyunlara yönelik yöntem, kral ve planlar için bilgisayar yazılımları, bilgi aktarımları ve estetik tasarımlar buluş olarak kabul edilmeyecektir. m.52/4 uyarınca da, kişi yada bedenine uygulanacak tedavi yöntemleri ya da cerrahi uygulamalar, hayvan ya da insan bedenine dair teşhis koyma usulleri endüstriye uygulanabilir mahiyette bir buluş olarak kabul edilmeyecektir. Ancak bu yöntemlerin uygulanmasında başvurulan ürünler, bu kuralın istisnasını oluşturmaktadır. m.53 hükmü ise “Patente Bağlanabilirliğin İstisnaları” başlığı altında düzenlenmiştir. Buna göre; değerlendirilmesi ve açıklanması, ahlaka ya da kamu düzenine aykırılık teşkil eden buluşlar ve hayvan ya da bitki türleri, biyolojik temellere dayanarak geliştirilen hayvan ve bitki yetiştirme yöntemleri için Avrupa Patenti tanınmayacaktır. Bu kuralın istisnasını, mikrobiyolojik yöntemler ve bu yöntemlerin katkısıyla elde edilen ürünler oluşturmaktadır. Strasbourg Antlaşması m.2 hükmü de aynı düzenlemeyi içermektedir.
1977 tarihinde yürürlüğe giren İngiliz Patent Yasasında da ahlaka ve toplum düzenine aykırı ve saldırgan tutumlara teşvik niteliği taşıyan bir buluşa patent verilmesi mümkün değildir. Yasa, uluslararası düzenlemelere paralel olarak, yeni bitki ve hayvan çeşitlerinin ya da mikrobiyolojik yöntem veya bu tip bir yöntem olmamasına karşın bitki ve hayvan üretimi açısından önem taşıyan biyolojik yöntemlere de patent verilemeyeceğini düzenlemektedir. Yine Münih Antlaşması m.52 hükmüyle paralel olarak, bilimsel teoriler, keşifler, bilgisayar yazılımları ve matematiksel usuller gibi alanlarda patent verilmeyeceği hükme bağlanmıştır.
WIPO Model Yasasının 112. bölümü, ilk olarak “buluşlar” başlığı ile buluş kavramına ilişkin tanıma yer vermiş, bununla birlikte tanımda aranan unsurları sağlasa dahi patent verilemeyecek olan konuları dört madde şeklinde düzenlemiştir. Bunlar;
- Matematik usulleri, bilimsel teoriler ve keşifler.
- Hayvan ve bitki çeşitleri ya da mikrobiyolojik usuller haricindeki hayvan ve bitki üretimine yönelik biyolojik usuller ve bunların ürünleri.
- İş ile ilgili, yalnızca zekaya hitap eden ürünler geliştirilmesi ya da bu nedenle oluşturulan usuller, kurallar ya da şemalar.
- Tedavi ya da ameliyat ile hayvan ya da insan bedeninin tedavisi açısından uygulanacak usuller, hayvan ya da insan bedeninde kullanılacak tanı usullerine patent koruması sağlanmayacaktır.
Netice itibariyle, milletlerarası antlaşmalar ve yerel düzenlemelerle birbirlerine paralel hususlar kamu yararını zedeleyeceği gerekçesi ile patent verilemeyecek konular olarak belirlenmiştir.
Türkiye’de de bu husus ikili bir ayrım halinde (patente bağlanamayacak buluşlar ve patente bağlanamayacak konular) düzenlenmiştir. 6769 Sayılı Kanun m.82 hükmü “Patentlenebilir buluşlar ve patentlenebilirliğin istisnaları” başlığı ile düzenlenmiş olup, patent verilemeyecek konuları iki sınıfa ayırarak incelemektedir. İlk sınıf, buluş mahiyeti taşımadıkları için patent koruması kapsamına alınmayan buluşlardır. 82. maddenin ikinci fıkrasında beş bent halinde sıralanan bu buluşlar;
“a) Keşifler, bilimsel teoriler ve matematiksel yöntemler.
- b) Zihni faaliyetler, iş faaliyetleri veya oyunlara ilişkin plan, kural ve yöntemler.
- c) Bilgisayar programları.
ç) Estetik niteliği bulunan mahsuller, edebiyat ve sanat eserleri ile bilim eserleri.
- d) Bilginin sunumu.”
olarak sıralanmıştır. İkinci sınıf ise buluş niteliği taşımasına karşın, patent verilmesinin istisnasını teşkil eden konulardır. 82. maddenin üçüncü fıkrasında sayılan bu buluşlar;
“a) Kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olan buluşlar.
- b) Mikrobiyolojik işlemler veya bu işlemler sonucu elde edilen ürünler hariç olmak üzere, bitki çeşitleri veya hayvan ırkları ile bitki veya hayvan üretimine yönelik esas olarak biyolojik işlemler.
- c) İnsan veya hayvan vücuduna uygulanacak teşhis yöntemleri ile cerrahi yöntemler dâhil tüm tedavi yöntemleri.
ç) Oluşumunun ve gelişiminin çeşitli aşamalarında insan bedeni ve bir gen dizisi veya kısmi gen dizisi de dâhil olmak üzere insan bedeninin öğelerinden birinin sadece keşfi.
- d) İnsan klonlama işlemleri, insan eşey hattının genetik kimliğini değiştirme işlemleri, insan embriyosunun sınai ya da ticari amaçlarla kullanılması, insan ya da hayvanlara önemli bir tıbbi fayda sağlamaksızın hayvanlara acı çektirebilecek genetik kimlik değiştirme işlemleri ve bu işlemler sonucu elde edilen hayvanlar.”
olarak belirlenmiştir. 6769 Sayılı Yasanın, uluslararası antlaşmalar ve modern ülke hukuklarındaki düzenlemelere benzer şekilde hükümler içerdiği söylenebilir.
- Patent Hakkının Sınırlandırılması: Zorunlu Lisanslar
2.1. Zorunlu Lisans Kavramı
2.1.1. Genel Olarak
Patent ile ilgili yerel hukuk düzenlemeleri ve milletlerarası antlaşmalar incelendiğinde, zorunlu lisans kavramının tanımlanmamış olduğu görülmektedir. Doktrindeki tanımlamalar ise bu düzenlemelerde kullanılan ifadeler ve belirlenen şartlar göz önünde bulundurularak sistematik yorum yöntemi ile yapılmaktadır. Şartların değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulacak ölçütler ile düzenlemelerin yorumlanması ile bu kavramın sınırlarının belirlenmesi ise yargı organlarının içtihatları doğrultusunda gerçekleşmektedir. Öte yandan genelde bu meselenin yargı aşamasına geçilmeden çözüldüğü söylenebilir. Bu da, zorunlu lisans kurumunun ve bu kurumun içeriğinin tespit edilmesinde zorluk oluşturmaktadır. Milletlerarası düzenlemelerde, yerel hukuk hükümlerinde ve doktrinde bu kavram, talebe bağlı olmayan, irade dışı, rıza dışı, gönüllü olmayan lisans, re’sen lisans veya devlet kullanımı gibi çeşitli şekillerde ifade edilmektedir. Zorunlu lisans kavramına ilişkin bu ifade çeşitliliği, hükme bağlanan hukuki kavramların içeriklerinin değişkenlik göstermesinden ve aynı kavramlardan aynı içerikler ile söz edilse bile tercüme ile alakalı değişkenliklerden kaynaklanmaktadır.
Patent sahibinin buluşu üzerindeki tekel hakkı sayesinde, patent hakkını devretme veya buna ilişkin lisans verme hakkına sahip olduğu gibi, dilemediğinde de bu işlemlere zorlanamayacaktır. Zorunlu lisans sisteminde ise, patent sahibinin rızasından bağımsız, belirli şartlara bağlı olarak üçüncü kişilerin kendilerine lisans verilmesini isteme hakkı ve patent sahibinin de talepte bulunana bu lisansı verme yükümlülüğü söz konusu olmaktadır. Zorunlu lisans, yasaların yetki tanıdığı organların, patente bağlanmış bir ürün veya patente bağlanmış bir usul neticesinde üretilen ürünün ithali, satılması, kullanılması ve üretilmesine yönelik hakkı patent sahibinin rızasından bağımsız olarak üçüncü bir kişiye verdiği lisans çeşididir. Dolayısıyla zorunlu lisans, özel hukukta geçerli olan sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir istisnasını oluşturmakta ve patent sahibine sözleşme yapma mecburiyeti getirmektedir. Bu lisans çeşidinde hak bir yargı kararından veya SMK ile gelen yenilik gereği 129. maddenin (e) fıkrasına giren durumlarda (patent sahibinin, patenti kullanırken rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı faaliyetlerde bulunması) Rekabet Kurulu kararından kaynaklanmaktadır.
Türk Hukuku’na 551 sayılı PatKHK m.99 ile giren zorunlu lisans sistemi, SMK m.129’da yerini bulmuştur. 551 sayılı PatKHK’da zorunlu lisansın verilme şartları; patent konusu buluşun kullanılmaması, patent konularının bağımlılığının söz konusu olması ve kamu yararının söz konusu olması olarak sıralanmıştır. 6769 sayılı SMK ise bu üç şarta; “…başka ülkelerdeki kamu sağlığı sorunları sebebiyle eczacılık ürünlerinin ihracatının söz konusu olması, ıslahçının önceki patente tecavüz etmeden yeni bir bitki çeşidi geliştirememesi ve patent sahibinin, patent kullanırken rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı faaliyetlerde bulunması” şartlarını eklemiştir.
Zorunlu lisans almak için yasada düzenlenmiş olan bu şartların oluşup oluşmadığını, zorunlu lisansı talep eden kişi ispatlamak durumundadır. Zorunlu lisans, esas patent ve mevcutsa zorunlu lisansa karar verilen esnadaki ek patentleri de içermektedir.
Sözleşme yapma mecburiyeti piyasa ekonomisinin hakim olduğu hukuk sistemlerinde, özellikle ekonomik gücün kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla öngörülmüştür. Zorunlu lisansın kabul edilmesinin temelinde de, patentli buluşun kullanılmasını sağlayarak toplum menfaatinin gerçekleştirilmesi ve patent sahibinin tekel hakkını kötüye kullanmasını önleme gayeleri yatmaktadır. Zorunlu lisansın bu işlevi 6769 sayılı SMK’dan önce doktrin ve içtihatlar ile yerleşmiş olmasına karşın, 129. maddenin e fıkrası ile hukuki zeminini bulmuştur.
2.1.2 Zorunlu Lisansın Hukuki Niteliği
Zorunlu lisansta lisans verilen kişi ile patent sahibi arasında belirli koşullar altında zaruri bir ilişki oluşturulmaktadır. Fakat bu ilişkinin sözleşme niteliği taşıdığını öne sürmek, gerek ilişkinin kapsamı gerekse de mevzuat sistematiği bakımından doğru olmayacaktır. Zorunlu lisans bir lisans çeşidi olsa da, patent sahibinin lisans hakkı tanımaya dair akdi bir iradesi bulunmamaktadır. Burada yargı kararı (veya Rekabet Kurulu kararı), patent sahibinin rızası yerine devreye girmektedir. Bu nedenle zorunlu lisans, medeni hukukun temel ilkelerinden olan irade özgürlüğü ilkesinin istisnasını teşkil etmektedir ve bir sözleşme çeşidi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Ancak zorunlu lisans ilişkisinin kurulmasıyla, lisans alan, her iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde olduğu gibi, buluşun kullanılması nedeniyle bir ödeme yükümlülüğü altına girmektedir.
Bununla birlikte 6769 sayılı SMK m.133/f.3 hükmü şu şekildedir: “Zorunlu lisans sebebiyle, patent sahibi ve lisans alan arasında doğan güven ilişkisi, patent sahibi tarafından ihlal edilirse lisans alan, ihlalin buluşun değerlendirilmesindeki etkisine göre, patent sahibinin isteyebileceği lisans bedelinden indirim yapılmasını talep edebilir.” Maddede, güven ilişkisini lisans alanın ihlal etmesinin yaptırımı düzenlenmemiştir.
Lisans alanın patenti kullanma hakkı, yargı kararının (veya Rekabet Kurulu kararının) kesinleşmesi ile başkaca bir işleme gerek kalmaksızın ortaya çıkar. Zorunlu lisans, mahkeme kararına dayandığından, lisans alanın kullanım hakkının mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren başladığı, buna mukabil; dava devam ederken alınacak bir ihtiyati tedbir kararı ile, hüküm kesinleşmeden lisansın kullamının da mümkün olabileceği doktrinde ileri sürülmüştür. Mahkeme kararına karşı kanun yollarına başvurulduğunda, patent sahibi tarafından zorunlu lisans uygulamasının durdurulması için sunulan deliller mahkemece yeterli görülürse, buluşun kullanımı, lisansa ilişkin kararın kesinleşmesine kadar ertelenir. Yargı kararı (veya Rekabet Kurulu kararı) ile lisans alan, özel hukuktan kaynaklanan bir kullanma hakkı kazanır. İsteğe bağlı lisans anlaşmasındaki gibi zorunlu lisansta da uygulanan bölünebilirlik teorisi uyarınca; patent sahibi hak sahibi olmaya devam ederken, lisans alan yalnızca patentin sunduğu yetkilerden biri olan kullanma hakkını elde eder. Fakat kullanma hakkı da tümüyle lisans sahibine bırakılmamakta, yalnızca patentin kullanılmasına yönelik bir yetki tanınmaktadır.
Kural olarak zorunlu lisansın sağladığı kullanma hakkı, kapsam açısından basit lisanstır ve inhisari olması söz konusu değildir (SMK m.133/f.1). Bu durumun nedeni; patent sahibinin rızasından bağımsız olarak kendisinin patentle bağını tamamen koparmanın, patenti kendisinin kullanması ya da başkalarına lisans sağlayarak ekonomik menfaat elde etmesini önlemenin kavramın amacı ile bağdaşmayacak olmasıdır. Patent sahibi, patent konusunu kendi kullanabileceği gibi üçüncü kişilere de lisans tanıyarak patenti kullanmalarını sağlayabilir. Ancak kamu menfaati sebebiyle alınan zorunlu lisansların tekelci olmaları mümkündür (SMK m.133/f.1). Fakat durum böyleyken de, tekelcilik zorunlu lisansın alınmasındaki maksadı aşmayacak boyutta olmalıdır.
Öğretide genel kabul gören görüş; basit lisansın kişisel nitelikle olduğu fakat basit lisans sahibinin lisanstan kaynaklanan haklarını, ileride patent hakkını elde edecek olan üçüncü kişi karşısında da öne sürebileceği, yalnızca patent ilişkisinin ihlali durumunda davaya taraf olamayacağı yönündedir.
Zorunlu lisansta, lisans alan alt lisans ilişkisi kuramaz. Lisans alanın buluşu ithal edemeyeceği kuralsa da, kamu menfaati sebebiyle tanınan zorunlu lisanslar bu durumun istisnasını teşkil etmektedir (SMK m.133/f.2).
Zorunlu lisansın şahsa değil, işletmeye bağlı olarak tanınması kuraldır. Çoğunlukla basit lisanslar işletme lisansı şeklinde kabul edilirler. Zorunlu lisansın devrinin geçerli olabilmesi için işletme ile birlikte veya işletmenin lisansın değerlendirildiği kısmı ile birlikte devredilmesi gerekir. Ayrıca zorunlu lisansın, patent konularının bağımlılığı gerekçesiyle verilmesi halinde lisans, bağımlı patentle birlikte devredilir (SMK m.135). Buna mukabil; şahsa bağlı zorunlu lisans hiçbir koşul altında devredilemez. Zorunlu lisansın şarta bağlanması ve kısıtlı olarak tanınması da mümkündür.
Zorunlu lisans kural olarak, iç pazarın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik verilir (TRIPS m.31). Buna mukabil, 14 Kasım 2001 tarihinde kabul edilen Doha Deklarasyonu, farmasotik ürünler söz konusu olduğunda bu kuralın işletilmemesi gerektiğine karar vermiş ve 30 Ağustos 2003 Doha Kalkınma Karar’ı ile; ihtiyaç duydukları ilaçları üretemeyen ülkelerin bu ilaçları kamu sağlığı gerekçesini ileri sürerek, zorunlu lisans yoluyla ithal etme imkanları sağlanmıştır. Türkiye, ihtiyaç duyduğu ilaçları başka ülkelerden zorunlu lisans yoluyla makul fiyatlara ithal edebilme imkânından sadece ulusal tehlike ve diğer fevkalade aciliyet hallerinde yararlanacağını deklare etmiştir. 6471 sayılı kanun ile de TRIPS’in değiştirilen protokolüne katılmamız uygun bulunmuş ve 6769 sayılı SMK’nın zorunlu lisans şartlarına getirdiği bir diğer yenilik olarak; başka ülkelerdeki kamu sağlığı sorunları sebebiyle eczacılık ürünlerinin ihracatının söz konusu olması durumunda Türkiye’nin zorunlu lisans vereceği kabul edilmiştir (SMK m. 129/f.1-ç bendi).
Zorunlu lisans sisteminde patent sahibini koruyan hükümler 6769 sayılı SMK’da şu şekilde düzenlenmiştir: “Lisans alan veya patent sahibi, zorunlu lisans verilmesinden sonra, zorunlu lisansa göre daha uygun şartlarda sözleşmeye dayalı lisans vermiş olması gibi sonradan ortaya çıkan ve değişikliği haklı kılan olaylara dayanarak mahkemeden zorunlu lisans bedelinde veya şartlarında değişiklik yapılmasını talep edebilir (SMK m.136/f.1).
Öte yandan; “Lisans alan, zorunlu lisanstan doğan yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal ettiği veya sürekli olarak yerine getirmediği takdirde mahkeme, patent sahibinin talebi üzerine, patent sahibinin tazminat hakları saklı kalmak kaydıyla lisansı iptal edebilir (SMK m.136/f.2).”
Son olarak; SMK m.129’da sayılan, zorunlu lisansın verilmesini gerektirecek şartların sona ermesi ve tekrarlanma olasılığının ortadan kalkması halinde de, patent sahibinin talebi üzerine mahkeme zorunlu lisansı iptal eder (SMK m.136/f.3).